Feeds:
Yazılar
Yorumlar

avuntu

pinkmirror.jpg

Çocuklar avutulur, ama asla inanmaz.

Biraz eğlenirler sadece,  gözyaşlarını silerek.

Avunan bizizdir,  avuttuğumuzu sanarak

ço-cuk-luk treni

whenthechildrencryxi8.jpg

Yeryüzü onların hatrına sabrediyor olan bitene.

Gökyüzü çocuktan sütunlar yapmış kendine;

 ışıklı, kahkahalı, masum, umutlu…

Hala dönüyoruz  24 saat,

gece-gündüz, yaz-kış 

çocuklar hatrına….

zarifsin.jpg

Her haziranda onu bir kez daha özlüyoruz. Dost meclislerinde,  dergilerde,  gazetelerde, internet sitelerinde… Zarif sevenler ondan bize kalan zarif bakışı anlatmaya ve anlamaya çalışıyor anlamlı anmalarla.

Bu anmaların içinde çocuklarca yapılan biri var ki; etrafına çocukları toplayıp onlara masallar anlatmayı hayal eden ve arkasında hepimiz  için anlamlı eserler bırakan bu güzel insanın ruhunu şad edecek cinsten. Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin bu yıl dördüncüsünü düzenleyeceği Cahit Zarifoğlu Çocuk Şenliği…

2004 haziranında katılma şansı bulduğum etkinliğin; bereketli tohumlar ektiğini, merhum Cahit Zarifoğlu’nu gelecek nesillere tanıtmada ve sevdirmede çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum.

Ve dahası, etkinliğin yazarlar birliğinin mütevazi bahçesinden sokaklara dökülen, Konya’yı aşan bir festival olması hayalini kuruyorum. Dev bir Cahit Zarifoğlu Çocuk Festivali…

Geçmiş etkinliklerden notlar ve fotoğraflar için bakabilirsiniz.

http://www.tybkonya.net/haber_zarifanma.htm

http://www.tybkonya.net/haber_cocuk_senligi_2005.htm

23.6.2007
Cahit Zarifoğlu anısına Çocuk Şenliği
TYB Çocuk Topluluğu
Düzenleyen: Gülnihal Ümit-Ayşe S. Gökdemir-Makbule Arslan
Yer: TYB Bahçesi
Saat: 16.00

Not: Duyduğuma göre etkinlik hazırlıkları son sürat devam ediyormuş. Çocuklar çok iyi hazırlanıyor, aldıkları rollere çalışıyorlarmış harıl harıl. Etkinlik hafta sonu cumartesiye alınmış.

Kemalettin Tuğcu

Kemalettin Tuğcu, (1902- 19 Ekim 1996) Türk öykücü.

Kemalettin Tuğcu, 1902 yılında İstanbul’da doğdu. Usta ve kıvrak kalemiyle Türk çocuklarına ömrünü ve gönlünü veren Çengelköyü’nde, büyük bir bahçe içindeki köşklerinde, çocukluk çağlarından başlayıp şiir, roman yazdı. Hiçbir okula gitmedi, hiçbir öğretmenden ders almadı. Kendi kendisini yetiştirmiş ve tercümeler yapacak kadar Fransızca öğrenmiştir.

Yazı hayatına sadece kendisi için başlamış, yazarak yaşamış ve eğlenmiştir. Bu yazı yazma bir avuntu ve bir tutkudur. Kendisi bunu şöyle anlatır: “Ben yazdığım kadar yaşarım. Bana tesir eden bir küçük olayla içimden geldiği gibi yazmaya başlarım. Heyecanım süresince yazarım. Edebi, ilmî, politik bir iddiam yoktur.”

Tuğcu, ilk yazılarını Yavrutürk Çocuk Dergisi’nde yayımlatmıştır. 1936 yılından sonra hemen hemen İstanbul’da çıkan bütün çocuk dergilerinde şiir, hikâye ve çocuk romanları yazmış, bu arada bazı romanları filme alınmıştır. Romanlarında duygu ve sevgi ağırlıklı temalar işleyen Kemalettin Tuğcu’nun, tercüme romanları, on iki adet aile romanı, üç yüz kadar çocuk romanı ve gazete ve dergilerde çıkmış iki yüzden fazla seçme hikâyeleri vardır. 19 Ekim 1996 tarihinde bir cumartesi günü vefat etti.

Eserleri 

Veysi Baba
Üvey Baba
Saadet Borcu
Sokak Köpeği
Küçük Serseri
Doğduğum Ev
Kardeşim Tomris
Komşularımız
Korkunç Yıllar
Küçük Adamlar
Eskici Baba
Taşyürek
Uçurum
Yetim Malı
Altın Bilezik
Ana Hakkı
Benden Sonrakiler
Benim Babam
Ceylanlı Bahçe
Çifte Kumrular
Çingene Kızı
Çocuk Hırsızları
Çocuklar Adası
Annelerin Çilesi
Deniz Kızı
Eski Bir Masal
Gece Kuşları
Gülçin Abla
Güzel Bir Gün
Hırdavatçı Dede
İçler Acısı
Kız arkadaşım
Kimsesiz Adam
Kolsuz Bebek
Küçük Gazeteci
Mercan Kolye
Mine’nin Arkadaşı
Ninelerin Ninesi
Sakat Çocuk
Son Çocuk
Şehir Çocuğu
Uğurlu Çocuk
Yer Altında Bir Şehir
Yuvadan Uzak
Koruköy’ün Yetimi

Mevlana İdris Zengin

Mevlâna İdris Zengin (1966 – ) Türk yazar ve şair. Türk çocuk edebiyatının önemli isimlerinden birisidir.

Mevlâna İdris Zengin, 1966 yılında Kahramanmaraş, Andırın’da doğdu. 1989 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İkindiyazıları, Diriliş, Dergâh, Albatros, Geniş Zamanlar ve Gerçek Hayat gibi birçok dergi ve gazetede, şiir, hikaye ve denemeleri yayımlandı. Ayrıca, çocuk edebiyatı dalında birçok kitap kaleme almıştır. 2006 yılı itibariyle hâlâ yazar ve şairliğe devam etmektedir. Kuş Renkli Çocukluğum isimli şiir kitabı ile 1987’de Gökyüzü Yayınları Çocuk Edebiyatı Ödülü’nü, Korku Dükkânı isimli kitabı ile de 1998 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü’nü almıştır.
 Eserlerinden Bazıları 
Çınçınlı Masal Sokağı
Dondurmalı Matematik
Hayâl Dükkânı
Kirpiler Şapka Giymez
Korku Dükkânı
Kuş Renkli Çocukluğum
Sinir Dükkânı
Sufi ile Pufi
Tehlikeli bir Kipat
Ütüsüz Ayakkabılar

-wikipedia-

mub7lkjzp6edievve3mkga.jpgRöportaj: Mustafa Aldı

Mustafa Ökkeş Evren Çocuk edebiyatının yeni kalemlerinden biri… Haftalık Arkadaşım dergisinde yazdığı kırk hadis şiirleri Kırk Yağmur Damlası adıyla Salıncak Yayınları’nca kitaplaştırıldı. M.Ö Evren edebiyata çocuk edebiyatımızın usta kalemlerinden Bestami Yazgan’ın çıkardığı Güneysu dergisinde başladı. Gonca, Milli Eğitim, Ebe Sobe gibi dergilerde çocuklara yönelik çalışmalarını yayınladı. Ayrıca çocuk edebiyatında dinin yerini işlediği bir yazısı Hece dergisinde yayınlandı.  Yazmanın öğretilip öğretilemeyeceği üzerine olan tartışmaları bir yana bırakarak M. Ö.Evren ile çocuk edebiyatı, çocuklara yazmak üzerine soru(n)larla bu alana katkı yapmayı amaçlayan bir söyleşi gerçekleştirdik. Ülkemizde Müslüman geleneğin önemli bir boyutunu oluşturan kırk hadis kültürüne ilişkin çocuklara yönelik sınırlı sayıda eser olduğu göz önünde bulundurulursa Mustafa Ökkeş Evren’in kitabının önemli olduğu görülecektir. Özellikle çocuklara bir gündelik davranış pratiği kazandırmak bakımından bu kültürün sahih birikimle irtibatlandırılması gerekmektedir. Kırk Yağmur Damlası’ndaki metinlerin muhatabı öncelikle çocuklar olduğu için şiirler, alabildiğine yalın bir dille usulünce ele alınmış bu yüzden kitabın paylaşımı kolaylaştırmıştır. 
 
 Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Kitabınızdan başlayarak evlek evlek ilerletelim diyorum. Kırk Yağmur Damlası’nın hikâyesinden söz etmek istediğinizde akılınıza neler geliyor?

Teşekkür ederim. İnşallah hayırlı olur.      Kırk Yağmur Damlası’nın hikâyesi dört yıl önce kısacık bir şiirle başladı diyebilirim. Şiir, herkes tarafından bilinen ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ hadisinden ilham alınarak söylenmiş ve yazılmıştı. O zamanlar bu hadis bir vesile ile yeniden gündemimize geldiğinde çocukça bir söyleyişle ‘Anneciğim uzat ayaklarını cenneti öpeceğim’ demiş ve bunu çevremdeki dostlarımla paylaşmıştım. Dostlar bu dizenin oldukça çarpıcı ve içten söylendiğini ifade ederek iltifat ettiler bize. Marifet iltifata tabiidir derler ya bu iltifat sanki marifetimizi biraz daha artırdı. Daha önce yazdığım şiirlere tekrar göz attığımda birçoğunun bir hadis veya ayete karşılık geldiğini gördüm. Böyle olması da zaten normal bir şeydi. İnsan neyle beslenirse onunla gelişir. Sonra bunu bir proje olarak düşündüm. Kırk hadis ve kırk şiir olarak kafamda tasarladım.  Bu projemi ilkin o dönem ‘Arkadaşım’ dergisi editörü Yusuf Çağlar beyle paylaştım. İsmini de ilk kez ona söyledim. ‘Kırk Yağmur Damlası’ Sağ olsun Yusuf Bey kırk hadisli şiirlerin hemen hepsini dergide yayınladı. Sonra Nurettin Durman bey’in vesilesi ile ‘Salıncak Yayınları’ bu dosyaya sahip çıktı ve kitap olarak yayınlanmasını sağladı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. 

Çocuklar için kaleme alınan kırk hadis odaklı çalışmalar içinde Kırk Yağmur Damlası’nın yeri nedir?

Kitabı şair bir dosta imzalayıp verdiğimde kulağıma fısıldayarak; ‘Sen ne büyük bir iş yaptığının farkında mısın?’ diyerek teveccüh etmişti. İlgisine teşekkür ettim ve kendisine şu cevabı verdim. ‘ Ne büyük bir iş yaptığımı bilmiyorum ama iyi bir iş yaptığımın farkındayım’  Açıkçası bu kitabın diğer çalışmalar arasındaki yerini benim söylemem ne kadar doğru olur bilmiyorum ama illaki bir şeyler söylemem gerekiyorsa bu kitap Türk edebiyatında ki kırk hadis geleneğine de uyarak, Çocuk edebiyatına bırakmak istediğim bir mirastı. İstedim ki çocuklar şiir okurken hadis’de okusunlar. Peygamberimizin sözlerinden haberdar olsunlar. Hadisleri şiir okurken yorumlayabilsinler. Tabiî ki bu çalışmamızın yerini kitabı okuyan çocuklar en iyi şekilde belirleyecektir.
 
 Çocuklar için hikâyeler de kaleme alıyorsunuz. Naribik adını taşıyan çalışmanız kitaplaşmak üzere. Hikâye ile öykü ayrımı edebiyat dünyasında çokça konuşulur. Hikâye, Doğu’ya sözlü geleneğe ait olarak görülürken, öykü yazı disiplinini içermesi bakımından Batı’ya özgü olarak görülür. Hem anlatan hem gösteren metinlerden oluşan Naribik’in karşılığı nedir?

Bahsettiğiniz gibi edebiyat dünyasında çok da keskin ve kesin çizgiler olmasa da hikâye-öykü ayrımı üzerinde durulur. Niye durulur, nasıl durulur bunlar ayrı bir konu. Naribikte ki metinlere gelince, gerek anlatım gerekse uslup olarak tek bir tarzdan oluşmuyor. Yani kitaptaki metinler hem masal hem hikaye hem de öykülerden oluşan bir kitap.  Bir varmış bir yokmuş’la başlayıp devi, cini olmayan masallar da var. Tabi kimine göre masal yazılmaz söylenir. Aslında sadece hikaye-öykü olarak bir kitap oluşabilirdi. Ancak istedim ki çocuklar hikâye-öykü ve masal tadını bu kitapta bulabilsinler. 
 
 Bazı yazarların kendilerini sadece bir türe adayarak hayatlarını sürdürdükleri biliniyor. Siz ise çocuk romanı dışında çocuk edebiyatının her türünde eser verdiniz. Türler arasında gezmek çocuk dilini yakalamada size ne gibi kolaylıklar sunuyor?

Çocuk edebiyatına şiir yazarak başladım. Bir müddet bilinçli ve ısrarlı bir şekilde sadece çocuk şiirleri yazdım. Çünkü dergiler şiire yer vermekten, yayınevleri de şiir kitabı yayınlamaktan imtina ediyorlardı. Buna rağmen dergilere sadece çocuk şiirleri gönderdim.

99 yılında da Güneysu dergisinin katkılarıyla  ‘Kuşlarla Uyanmak’ isimli ilk çocuk şiirleri kitabımızı çocuklarla buluşturduk. Tabi dergi editörlerinin ve özellikle Bestami Yazgan bey’in ısrarları sonucu hikaye-öykü-masal-deneme türünden ürünler vermeye başladım.

İnşeallah ‘Naribik’, masal ve hikâyelerin toplandığı bir kitap olacak. Şunu net olarak söyleyebilirim ki şiir, hikâye ve deneme yazmada ve çocuk dilini kullanmada benim işimi kolaylaştırmıştır.  Ninnilerin, tekerlemelerin, manilerin de buna katkısı olmuştur.

İster istemez bir süre sonra şiir, hikâye, öykü, deneme türleri arasında gezmek tarihi, coğrafyayı, kimyayı hatta matematiği bile çocuk diliyle anlatabilme yeteneği kazandırıyor size.
 
 “ Çocukluk iyi de geçse kötü de geçse cennettir.” derler. Çocukluğunuz dersek, bu başlık altında bize neler anlatırsınınız? ‘Çocukluk insanın anayurdudur diyor’ Olive.

Ama bu yurda dönüş fiziki olarak mümkün değil. Biz büyüdükçe yurdumuzdan uzaklaşırız. Sonra yitik bir cennete dönüşür çocukluğumuz. Çocukluk hayatımız çok iyi geçmemiş olabilir, çocukluğumuz işgal edilebilir, çalınabilir ama yinede o bizim cennetimizdir.

Çocukluğuma gelince iyi bir çocukluk devresi geçirdiğimi söyleyebilirim. 30-35 yıl öncesine dönüp baktığımda (aslında dönüp bakmıyorum onlar şu anda da hep önümde duruyorlar) bütün canlılığıyla yaşanmışlık nedir biliyor musunuz? Anne, dua, arkadaş, oyun, okul, yağmur, gökyüzü, bulutlar, ay, mahalle, ev, toprak yol, sıcak, sinek, portakal ağaçları, rüzgâr, deniz, dağ, tren, istasyon, baba, bisiklet, ramazan, cami, ve diğerleri.

Bunların hepsini tek tek anlatmak isterim size ama buna ne vaktimiz ne sayfamız yeterli gelir. 
 
Çocukluğunuzla yazmak arasındaki ilişkiyi konuşalım biraz da … Çocuklar için yazmak, bunun cevabı nedir sizde?

Yukarıda size anlatmak isteyip de anlatamadığım şeylerin birçoğunu şiirle, öyküyle yazdım aslında. Yazmaya da devam ediyorum. Çocukluk bitmez tükenmez bir hazinedir. Yeter ki bu hazineyi çıkarmaya çalışalım. Göreceksiniz ne mücevherler çıkacaktır gün ışığına. Çocuklar için yazmak, çocuğu yazmak bir milletin geçmişi ve geleceği için önemlidir. Kültürü ve sanatı için önemlidir. Bakın antolojilere Recaizade Mahmut Ekrem’den, Asaf Halet Çelebi’ye, Nazım Hikmet’ten, Necip fazıl’a,  Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a Cahit zarifoğlu’ndan Fazıl Hüsnü dağlarca’ya kadar Türk edebiyatının yaşayan ve eserleriyle yaşayan nice kalemi çocuğu yazmış, çocuklar için yazmışlardır. Zaten çocuklar için yazmak önemli olduğu için müstakil bir çocuk edebiyatı doğmuş ve gelişmektedir.

Çocuklar için yazmak… Bunun bendeki cevabı özetle bir ‘çocuk medeniyeti’ oluşturmak, oluşmasına katkı sağlamak içindir diyebilirim
 
Çocukluğunuzda sizi en çok etkileyen kitap ya da kitaplar hangileridir.

Şunu itiraf etmem gerekir ki günümüz çocukları kitap okuma konusunda oldukça şanslı. Okuma serüvenlerine yön veren yüzlerce kitap var. Oysa bizim zamanımızda okuyacak bu kadar kitap yoktu. Olanlara da ulaşmak kendi adıma mümkün olmadı. Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarıyla ortaokul sıralarında tanıştık. İmam hatip orta birde ilk okuduğum ve unutmadığım kitap Kelile ve Dimne idi. İlkokul ve ortaokul döneminde elimizden düşürmediğimiz kitap(larsa)  Texsas, Tommiks,  Zogor, Kızılmaske ve diğerleri idi. Belki de çocukluğumda okuma fırsatı bulamadığım kitapların acısını çocuk edebiyatına yönelerek telafi etmeye çalışıyorum.
Naribik kitabınızda yer alan “ Oyuncaksız Oyun ” adlı hikâyeniz dünün çocukları ile bugünün çocukları arasındaki yaşantı farklılıklarını ortaya koyuyor. Dünün çocukları ile bugünün çocuklarını yaşam şekillerindeki farklılıklar, oyuncakları, sevinçleri, üzüntüleri bakımından kıyaslamak mümkün mü? Ne dersiniz?

Tabiî ki mümkün, kıyaslanmayacak temel öğe oyun. Evet, dünün çocukları ile bugünün çocukları arasındaki değişmeyen ve belki de hiçbir zaman değişmeyecek olan şey oyundur.

Biz çocukken sıkılmazdık. Çarşıdan satın alınan hiç oyuncağımız olmadı diyebilirim. Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. İşte değnekten atımız, tahtadan kılcımız, telden arabamız,

Çam ağacının kabuklarından kayıklarımız, kendi imalatımız olan uçurtmalarımız vardı. Parayla sadece topaç, gülle bir de plastik top alırdık. Ama oynadığımız oyunlar o kadar çoktu ki mevsimine göre oyunlarımız da değişirdi. Bu oyunların tamamı ekiple oynanırdı yani arkadaşlarla. Sadece damayı iki kişiyle oynardık. Saklambaç, yakan top, kale yıkmaç, birdirbir, körebe, anneane saat kaç, mendil kapmaca, uzuneşek, topaç, gülle, daire, çivi saplama, çember çevirme, uçurtma, top oynama daha neler neler…

Tabi o zamanlar bu kadar binalar, apartmanlar yoktu. Geniş alanlar, mahalleler, sokaklar, bahçeli evler vardı. Ağaçlar vardı. Başımızı kaldırdığımızda gökyüzünü görebilirdik, bulutlardan atlar yapardık, geceleri yıldızları sayardık, kuş avlardık, köpekler bizi kovalardı.

Ağaçlara tırmanırdık, koşardık, düşerdik, terlerdik, yorulurduk, acıkırdık, susardık, yazın denize giderdik,  portakal çiçeklerinden kolyeler yapardık. Okula servisle değil yürüyerek giderdik. Ezan seslerini duyardık, bazen sala okunur ürperirdik. Yağmurda ıslanırdık. Çiçekleri tanırdık onlar bizi tanırdı. Hayatı bilir ve yaşardık vesselam.

Ya şimdi, binalar çoğaldı toprak azaldı, gökyüzü küçüldü, ay ve yıldızlar görünmez oldu.

Kuşlar göç etti, çocuklar yalnız kaldı. Arkadaşsız kaldı. Oyuncakları çoğaldı. Bilgisayarda oyunlar fazlalaştı. Televizyon da dizi filimler çizgi filimler çoğaldı. Reklâmlar çoğaldı. Sınavlar çoğaldı, stessler çoğaldı. Her şeyler çoğaldı. Her şeylere sahip olundu. Tatminsizlik arttı. Sıkılganlık arttı. Sıkılganlık artıkça çocukluk bitiyor.

İşte ‘Oyuncaksız oyun’ çocukluğun bitmemesi için yazılmış bir öyküdür. Bu öykünün kısa metrajlı bir çocuk filmi olabileceğini düşünüyorum. 
Çocuk edebiyatın da dini duyarlılık söz konusu olduğunda neler söylenebilir?

“ Çocuk edebiyatında bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde çocuk ve Allah teması işlenmiştir. Çocuk ve Allah, Çocuk edebiyatındaki dini temayülün en kuvvetli en önemli basamağıdır.” diyorsunuz. Niçin böyledir.

Bunun fıtrat gereği böyle olduğunu düşünüyorum, çünkü Allah vardır ve o bütün kâinatı kuşatmıştır. Allah insanı en güzel surette yaratmıştır. Kendinden bir şeyler katmıştır. Biz Allahtan uzaklaşabiliriz ama o bize şahdamarımızdan daha yakın. Şairlerin daha doğrusu sanatçılar ve çocukların her zaman Allaha daha yakın olduklarını düşünüyorum.
 

Türkçe çocuk edebiyatında dini bakış açısının belirginlik kazanması açısından neler yapmak gerekir, yani hem teorik hem pratik açısından sormak istiyorum?

Din hayatı kuşatan bir olgudur bundan kaçmamız mümkün değil. Kuşları, çiçekleri, ayı, yıldızı, dağları, anneyi yazın işte bunların tamamı yüce yaratıcın var ettiği şeylerdir. Doğayı yaratan odur. Şekil nizam veren odur. Terbiye eden odur. Hal böyle olunca yaptığımız edebiyatın sanatın ve dahi tüm işlerin bir temele dayanması gerekmiyor mu? Evet, bir temele dayanması gerekiyor. Yani ‘Kırk Yağmur Damlası’ndaki hadisleri çıkardığınızda o şiirler dayanaksız ve temelsiz değil ki. Bir şeylere işaret ediyor çocuk diliyle. Bu işin teoriğiyse, bunu yaşamak bu işin pratiğidir. Mesela yağmur yağarken çocuklarımı çağırır onlarla beraber yağmuru seyrederiz. Bir bulut kümesi gördüğümüzde hayranlıkla onu bakarız. Çünkü yağan bir yağmur şiiri var ve gökyüzünde, asılı duran bir bulut resmi. Bunu çocuklara yaşatmamız gerekir. Sadece çocuk edebiyatı yapmak değil ki amacımız. Hayata tekabül etmeyen sanat sanat mıdır? Edebiyat edebiyat mıdır?
 
Çocuklar için yazma yazmayı deneme sürecinde. Olmazsa olmaz diye düşündüğümüz. İlk üç unsur nedir?

Çocukları aptal yerine koyan, onları küçümseyen, onlara bilgiçlik taslayan metinler hep canımı sıkmıştır. Eminim çocuklar da pek hoşlanmıyorlardır bu tür metinlerden. Çocuklar için yazmaya başladığımdan bu yana hep onların dilini kullanmaya çalıştım. Fazla teferruata girmeden, sözü dolandırmadan, eğip bükmeden, içten ve yalın bir söyleyişle bir çırpıda söylemeye ve yazmaya çalıştım. Bu nedenle gerek şiirlerim gerekse öykü ve denemelerim kısa metinlerden oluşur. Az sözle çok şey anlatma kaygısını her zaman taşımışımdır.     
 Çocuklar, Mustafa Ökkeş Evren adını başka esrelerde de kanıksayacaklar mı?

İnşallah. Bu kitap bizim için bir başlangıç diyebilirim. Ardından Naribik isimli hikaye salıncak yayınlarından çıkmak üzere. Bir şiir ve bir deneme kitabı yayınlanmaya hazır durumda. Ayrıca birkaç proje dosyanın da çalışmaları devam etmektedir. 
Söyleşi için teşekkürler.

Ben teşekkür ederim

Ümran Dergisi-Şubat 2007

ggggg.jpgKuşlarla uyanmak, 40 yağmur damlası gibi şiir kitapları ve çeşitli çocuk dergilerindeki şiirleriyle tanıdığımız şair Mustafa Ökkeş Evren’ in Salıncak yayınlarından çıkan masal kitabı Naribik, ondört eserden oluşan bir masal-hikaye; ya da masal-öykü kitabı. Kitabı oluşturan eserler yer yer klasik masal tekerlemelerine benzeyen tekerlemeler,  insan dışında kişileştirilmiş kahramanlarla bir masal  olma özelliği taşırken; anlatıcı uslubu ve hayatın içinden seçtiği konularla hikaye olma özelliği taşıyor. Eserlerin geneline hakim olan şiirsel ifadeler ve duygusal tema dimağımızda öykü tadı uyandırıyor.

Konularını çocukların gündeminden ve hareketli hayal dünyasından seçen yazar, bu konuda oldukça seçici davranmış. Kitabın ilk eseri olan çocukluğa açılan kapı, sürekli duyduğumuz “içimdeki çocuk” muhabbetinden bir kapıyla ayrılıyor. İçinde yıllarca kapalı duran çocukluk kapısını açmak isteyen; ama doğru soruyu bulmakta zorlanan bir yetişkinin anlatıldığı masalla yazar adeta çocukluğuna açılan kapıdan girmiş, okuyucuyu da bu dünyaya davet etmiştir.

“Göğün Kalp Atışları”; çocuk-Allah ilişkisini yağmur duası örneğiyle anlatmış. 

Sayıların dünyasında geçen “Bir varmış” masalı “bir”in masalını anlatıyor. Bu masalda biri çekemeyen içi boş sıfırın birle olan hikayesi, bildiğimiz şahsiyet ve rakamlar hikayesini akla getiriyor.

“Önce söz vardı” gibi iddialı bir cümleyle başlayan “Kurşun Kalem” masalı, giriş bölümünde sözlü yazılı gelenek eleştirisi yapıyor adeta. Sözlü geleneğin varlığını yazılı geleneğe borçlu olması, kalemin yazılı geleneğin oluşmasındaki rolü… Bir masal için oldukça ilginç bir giriş. Kurşun kalem masalında yazar üslup arayışlarına bir yenisini daha ekliyor. Kalemle sözün kavgasına ahengiyle son veren müziği hemen yerine uğurlayıp “Bu masalda müziğin yeri bu kadardı ” diyerek esere müdahale ediyor. Ardından “söz uçar yazı kalır” tartışmasına da son noktayı koyup, ana kahramanlar olan kalemlerin masalını anlatmaya başlıyor. Kalemlerin kavgası son anda sahneye giren çocuğun bilge kurşun kalemi seçmesiyle son buluyor.  Bu masalda tiyatral anlatımın ön planda olduğunu düşünüyorum .

Bir masal ülkesinde develer şarkıcı, pireler kuaför olursa o ülkenin çocukları başbakanın dağıttığı hediyeyi beğenirmi? “Hiç bitmeyen hediye” çocukların bitmeyen hediye isteğine çözüm arayan bir başbakanın bakanlar kurulunu toplayıp  eğitim bakanının önerisiyle çocuklara masal kitabı dağıtmasını anlatıyor. Çocuklardan yana bir dünya kuran yazar, büyüklere eğitim alanında yeni bir bakış önerirken, çocuklara gerçekten değerli olanı işaret ediyor.

“Yıldız Şekeri”; çocuk-Ramazan ilişkisini anlatan  anlamlı bir Ramazan masalı.

“İzmir Köftesi”; annemizin sevmediğimiz yemekler için arkamızdan ağlar espirisine gönderme yapan çocukluk hatırası tadında bir hikaye. Ancak bu defa yemekler İzmir köftesinden başka yemeğe yüz vermeyen kahramanımızla sıkı bir kavgaya tutuşur ve kazanan yemekler olur. Masalın sonunda çocuk beklendiği gibi hatasını anlayıp yemeklerle barışmaz. En sonunda kazanan çocukluk olur.

“Korkunun Korkusu”;  soyut bir kavram olan korkuyu “korku adında iki kardeş yaşarmış” diye kendi içinde ikiye ayırarak anlatmış. Kelimeleri dahası insan duygularını değişebilir yönüyle ele alan masal, klasik masaldaki iyi kötü savaşından bu tümden gelim yöntemiyle ayrılıyor. Bu yaklaşım, şair olan masalcının az kelimeyle çok şey anlatma isteği , yani şair tasarrufuyla da açıklanabilir belki, kimbilir? Ama şu bir gerçek ki, çocuklara anlatılması zor soyut bir kavramı kişileştirmedeki başarısı bu masalı özel kılıyor. Korkunun Korkusu, korkuyu korkutan değil; ikna eden bir masal.

 “Baloncu Dede”; korktuğu başına gelen bir balonun masalı. Mutlu sonla bitmeyen masal sorularla bitiyor.  Sorduğu sorularla çocuk okurunu düşünmeye sevk eden yazar, sanki çocukları üzmemek için, mutlu bir sona işaret etmekten kendini alamamış.

 Kitaba ismini veren “Naribik” masalı;  yaşadığı yeri beğenmeyip, yeni yerler umuduyla terk-i diyar eyleyen toy bir horozun masalı. Kavafisin gidecek başka bir yer yok şiirini anımsatan masal yine mutlu bir sonla değil de  soruyla bitiyor.

“Oyuncaksız Oyun”; diğer oyunlarına yüz vermeyip sürekli bilgisayarıyla oynayan bir çocuğun bütün oyuncaklarına zarar verince oyuncaklarından mahrum olma cezası almasını anlatıyor. Çocuğun olduğu yerde, oyuncak kavramının sınırsızlığına vurgu yapan masalcı, suç-ceza-pişmanlık-mutlu son sıralamasına riayet etmiyor. Bu cezanın sonunda çocuk, yeni oyunlar oyuncaklar keşfediyor ki, bu yine çocukluğun zaferidir.

“Eskici”; tam bir eski zamanlar masalı.  Bilgisayara kurban giden mahalle oyunlarına, televizyona yenilen komşuluklara bu kısacık masalla özlem dolu bir selam göndermiş yazar.

Rakamları kişileştirmedeki başarısını harfler masalında da gösteren yazar,” Kavgacı Harfler” masalını bu defa mutlu sonla bitirmiş.

Kitabın son hikayesi olan “Babamın Kütüphanesi” de kapısından girdiği çocukluğu çocuğunun masal kitaplarıyla keşfeden bir yetişkinin masalıdır.

 Naribik kitabında Evren, şair olmasının verdiği bir avantajla dilin bütün imkanlarını,  zaman zaman birbirine geçişen türleri başarıyla kullanmış.  Şair üslubundan yansıyan şiirsel devrik cümleler, sade ve ritmik ifadelerle eserlerin yer yer şiire evrilmesi kitabın çocuklarca da kolay okunur ve akıcı olmasını sağlamış.  Kitabı okuyup bitirdiğimizde aslında konu olarak birbirinden kopuk gibi duran on dört eserin dimağımızda bıraktığı ortak bir duygu var: iyi kitapların okuyucu da bıraktığı iyi duygular…

Evren, Günümüzün görsel ve dijital imkanlarından alabildiğine faydalanan, sabırsız, avutulması zor çocuklarına; iyiliğin, kanaatin, sabrın , duanın, gökyüzünün masalını anlatıyor. Çocukları kırlara gökyüzüne yağmura ve oyunlara çağırıyor.

Bazı masalların girişinde kullandığı klasik modern arası tekerlemeler şairin eserlerindeki arka planı ele veriyor. Bütün masalların hep alışılageldiği gibi mutlu sonla bitmemesi, yazarın eserlerini yazarken hikaye-masal ayrımı yapmaması, anlatıcı üslubunun yanında çocuğa sorular sorarak işaret eden üslubuyla olanı biteni sorgulatması… Yazarın göze çarpan üslup özellikleri. Bunun dışında korkunun korkusu, kurşunkalem gibi masallarda yeni üslup arayışlarında olduğu izlenimi uyandırdı bende. 

Kurgularda aşırı fantastik ögelere yer vermeyen yazar masal olağan dışılığını eşyayı canlı gibi gören çocuksu bakış ve hayal gücüyle sağlamış. Masal kahramanlarını, mekanları , olayları ayrıntılı betimlemelerden uzak tutarak vurgulamak istediği değeri ön plana çıkarmış. Kimi zaman birinci ağızdan anlattığı masalları, kimi zaman bir masal anlatıcısının ağzından anlatmış.

Çocuk özneyi muhatap alırken onların hayal dünyasının işleyişinden yola çıkan bir eserle, masal dünyasına merhaba diyen Evren’ den kurgusal fırtınalardan uzak, kısa soluklu, çocuklara anlatmak istediği değeri şiirsel ve sözü yormadan anlatan başka masallarda okuruz umarım. Çocuklara eser vermenin estetik açıdan büyüklere eser vermekten daha az önemli olmadığı gerçeğinin farkında olan, çocuğa çevresinde olup bitene, eşyaya şairane bir gözle bakmayı teklif eden Naribik; çocuklar için; hiç bitmeyen bir hediye…

Sümeyra Solmaz