Mustafa Ökkeş Evren Çocuk edebiyatının yeni kalemlerinden biri… Haftalık Arkadaşım dergisinde yazdığı kırk hadis şiirleri Kırk Yağmur Damlası adıyla Salıncak Yayınları’nca kitaplaştırıldı. M.Ö Evren edebiyata çocuk edebiyatımızın usta kalemlerinden Bestami Yazgan’ın çıkardığı Güneysu dergisinde başladı. Gonca, Milli Eğitim, Ebe Sobe gibi dergilerde çocuklara yönelik çalışmalarını yayınladı. Ayrıca çocuk edebiyatında dinin yerini işlediği bir yazısı Hece dergisinde yayınlandı. Yazmanın öğretilip öğretilemeyeceği üzerine olan tartışmaları bir yana bırakarak M. Ö.Evren ile çocuk edebiyatı, çocuklara yazmak üzerine soru(n)larla bu alana katkı yapmayı amaçlayan bir söyleşi gerçekleştirdik. Ülkemizde Müslüman geleneğin önemli bir boyutunu oluşturan kırk hadis kültürüne ilişkin çocuklara yönelik sınırlı sayıda eser olduğu göz önünde bulundurulursa Mustafa Ökkeş Evren’in kitabının önemli olduğu görülecektir. Özellikle çocuklara bir gündelik davranış pratiği kazandırmak bakımından bu kültürün sahih birikimle irtibatlandırılması gerekmektedir. Kırk Yağmur Damlası’ndaki metinlerin muhatabı öncelikle çocuklar olduğu için şiirler, alabildiğine yalın bir dille usulünce ele alınmış bu yüzden kitabın paylaşımı kolaylaştırmıştır.
Öncelikle kitabınız hayırlı olsun. Kitabınızdan başlayarak evlek evlek ilerletelim diyorum. Kırk Yağmur Damlası’nın hikâyesinden söz etmek istediğinizde akılınıza neler geliyor?
Teşekkür ederim. İnşallah hayırlı olur. Kırk Yağmur Damlası’nın hikâyesi dört yıl önce kısacık bir şiirle başladı diyebilirim. Şiir, herkes tarafından bilinen ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ hadisinden ilham alınarak söylenmiş ve yazılmıştı. O zamanlar bu hadis bir vesile ile yeniden gündemimize geldiğinde çocukça bir söyleyişle ‘Anneciğim uzat ayaklarını cenneti öpeceğim’ demiş ve bunu çevremdeki dostlarımla paylaşmıştım. Dostlar bu dizenin oldukça çarpıcı ve içten söylendiğini ifade ederek iltifat ettiler bize. Marifet iltifata tabiidir derler ya bu iltifat sanki marifetimizi biraz daha artırdı. Daha önce yazdığım şiirlere tekrar göz attığımda birçoğunun bir hadis veya ayete karşılık geldiğini gördüm. Böyle olması da zaten normal bir şeydi. İnsan neyle beslenirse onunla gelişir. Sonra bunu bir proje olarak düşündüm. Kırk hadis ve kırk şiir olarak kafamda tasarladım. Bu projemi ilkin o dönem ‘Arkadaşım’ dergisi editörü Yusuf Çağlar beyle paylaştım. İsmini de ilk kez ona söyledim. ‘Kırk Yağmur Damlası’ Sağ olsun Yusuf Bey kırk hadisli şiirlerin hemen hepsini dergide yayınladı. Sonra Nurettin Durman bey’in vesilesi ile ‘Salıncak Yayınları’ bu dosyaya sahip çıktı ve kitap olarak yayınlanmasını sağladı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Çocuklar için kaleme alınan kırk hadis odaklı çalışmalar içinde Kırk Yağmur Damlası’nın yeri nedir?
Kitabı şair bir dosta imzalayıp verdiğimde kulağıma fısıldayarak; ‘Sen ne büyük bir iş yaptığının farkında mısın?’ diyerek teveccüh etmişti. İlgisine teşekkür ettim ve kendisine şu cevabı verdim. ‘ Ne büyük bir iş yaptığımı bilmiyorum ama iyi bir iş yaptığımın farkındayım’ Açıkçası bu kitabın diğer çalışmalar arasındaki yerini benim söylemem ne kadar doğru olur bilmiyorum ama illaki bir şeyler söylemem gerekiyorsa bu kitap Türk edebiyatında ki kırk hadis geleneğine de uyarak, Çocuk edebiyatına bırakmak istediğim bir mirastı. İstedim ki çocuklar şiir okurken hadis’de okusunlar. Peygamberimizin sözlerinden haberdar olsunlar. Hadisleri şiir okurken yorumlayabilsinler. Tabiî ki bu çalışmamızın yerini kitabı okuyan çocuklar en iyi şekilde belirleyecektir.
Çocuklar için hikâyeler de kaleme alıyorsunuz. Naribik adını taşıyan çalışmanız kitaplaşmak üzere. Hikâye ile öykü ayrımı edebiyat dünyasında çokça konuşulur. Hikâye, Doğu’ya sözlü geleneğe ait olarak görülürken, öykü yazı disiplinini içermesi bakımından Batı’ya özgü olarak görülür. Hem anlatan hem gösteren metinlerden oluşan Naribik’in karşılığı nedir?
Bahsettiğiniz gibi edebiyat dünyasında çok da keskin ve kesin çizgiler olmasa da hikâye-öykü ayrımı üzerinde durulur. Niye durulur, nasıl durulur bunlar ayrı bir konu. Naribikte ki metinlere gelince, gerek anlatım gerekse uslup olarak tek bir tarzdan oluşmuyor. Yani kitaptaki metinler hem masal hem hikaye hem de öykülerden oluşan bir kitap. Bir varmış bir yokmuş’la başlayıp devi, cini olmayan masallar da var. Tabi kimine göre masal yazılmaz söylenir. Aslında sadece hikaye-öykü olarak bir kitap oluşabilirdi. Ancak istedim ki çocuklar hikâye-öykü ve masal tadını bu kitapta bulabilsinler.
Bazı yazarların kendilerini sadece bir türe adayarak hayatlarını sürdürdükleri biliniyor. Siz ise çocuk romanı dışında çocuk edebiyatının her türünde eser verdiniz. Türler arasında gezmek çocuk dilini yakalamada size ne gibi kolaylıklar sunuyor?
Çocuk edebiyatına şiir yazarak başladım. Bir müddet bilinçli ve ısrarlı bir şekilde sadece çocuk şiirleri yazdım. Çünkü dergiler şiire yer vermekten, yayınevleri de şiir kitabı yayınlamaktan imtina ediyorlardı. Buna rağmen dergilere sadece çocuk şiirleri gönderdim.
99 yılında da Güneysu dergisinin katkılarıyla ‘Kuşlarla Uyanmak’ isimli ilk çocuk şiirleri kitabımızı çocuklarla buluşturduk. Tabi dergi editörlerinin ve özellikle Bestami Yazgan bey’in ısrarları sonucu hikaye-öykü-masal-deneme türünden ürünler vermeye başladım.
İnşeallah ‘Naribik’, masal ve hikâyelerin toplandığı bir kitap olacak. Şunu net olarak söyleyebilirim ki şiir, hikâye ve deneme yazmada ve çocuk dilini kullanmada benim işimi kolaylaştırmıştır. Ninnilerin, tekerlemelerin, manilerin de buna katkısı olmuştur.
İster istemez bir süre sonra şiir, hikâye, öykü, deneme türleri arasında gezmek tarihi, coğrafyayı, kimyayı hatta matematiği bile çocuk diliyle anlatabilme yeteneği kazandırıyor size.
“ Çocukluk iyi de geçse kötü de geçse cennettir.” derler. Çocukluğunuz dersek, bu başlık altında bize neler anlatırsınınız? ‘Çocukluk insanın anayurdudur diyor’ Olive.
Ama bu yurda dönüş fiziki olarak mümkün değil. Biz büyüdükçe yurdumuzdan uzaklaşırız. Sonra yitik bir cennete dönüşür çocukluğumuz. Çocukluk hayatımız çok iyi geçmemiş olabilir, çocukluğumuz işgal edilebilir, çalınabilir ama yinede o bizim cennetimizdir.
Çocukluğuma gelince iyi bir çocukluk devresi geçirdiğimi söyleyebilirim. 30-35 yıl öncesine dönüp baktığımda (aslında dönüp bakmıyorum onlar şu anda da hep önümde duruyorlar) bütün canlılığıyla yaşanmışlık nedir biliyor musunuz? Anne, dua, arkadaş, oyun, okul, yağmur, gökyüzü, bulutlar, ay, mahalle, ev, toprak yol, sıcak, sinek, portakal ağaçları, rüzgâr, deniz, dağ, tren, istasyon, baba, bisiklet, ramazan, cami, ve diğerleri.
Bunların hepsini tek tek anlatmak isterim size ama buna ne vaktimiz ne sayfamız yeterli gelir.
Çocukluğunuzla yazmak arasındaki ilişkiyi konuşalım biraz da … Çocuklar için yazmak, bunun cevabı nedir sizde?
Yukarıda size anlatmak isteyip de anlatamadığım şeylerin birçoğunu şiirle, öyküyle yazdım aslında. Yazmaya da devam ediyorum. Çocukluk bitmez tükenmez bir hazinedir. Yeter ki bu hazineyi çıkarmaya çalışalım. Göreceksiniz ne mücevherler çıkacaktır gün ışığına. Çocuklar için yazmak, çocuğu yazmak bir milletin geçmişi ve geleceği için önemlidir. Kültürü ve sanatı için önemlidir. Bakın antolojilere Recaizade Mahmut Ekrem’den, Asaf Halet Çelebi’ye, Nazım Hikmet’ten, Necip fazıl’a, Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a Cahit zarifoğlu’ndan Fazıl Hüsnü dağlarca’ya kadar Türk edebiyatının yaşayan ve eserleriyle yaşayan nice kalemi çocuğu yazmış, çocuklar için yazmışlardır. Zaten çocuklar için yazmak önemli olduğu için müstakil bir çocuk edebiyatı doğmuş ve gelişmektedir.
Çocuklar için yazmak… Bunun bendeki cevabı özetle bir ‘çocuk medeniyeti’ oluşturmak, oluşmasına katkı sağlamak içindir diyebilirim
Çocukluğunuzda sizi en çok etkileyen kitap ya da kitaplar hangileridir.
Şunu itiraf etmem gerekir ki günümüz çocukları kitap okuma konusunda oldukça şanslı. Okuma serüvenlerine yön veren yüzlerce kitap var. Oysa bizim zamanımızda okuyacak bu kadar kitap yoktu. Olanlara da ulaşmak kendi adıma mümkün olmadı. Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarıyla ortaokul sıralarında tanıştık. İmam hatip orta birde ilk okuduğum ve unutmadığım kitap Kelile ve Dimne idi. İlkokul ve ortaokul döneminde elimizden düşürmediğimiz kitap(larsa) Texsas, Tommiks, Zogor, Kızılmaske ve diğerleri idi. Belki de çocukluğumda okuma fırsatı bulamadığım kitapların acısını çocuk edebiyatına yönelerek telafi etmeye çalışıyorum.
Naribik kitabınızda yer alan “ Oyuncaksız Oyun ” adlı hikâyeniz dünün çocukları ile bugünün çocukları arasındaki yaşantı farklılıklarını ortaya koyuyor. Dünün çocukları ile bugünün çocuklarını yaşam şekillerindeki farklılıklar, oyuncakları, sevinçleri, üzüntüleri bakımından kıyaslamak mümkün mü? Ne dersiniz?
Tabiî ki mümkün, kıyaslanmayacak temel öğe oyun. Evet, dünün çocukları ile bugünün çocukları arasındaki değişmeyen ve belki de hiçbir zaman değişmeyecek olan şey oyundur.
Biz çocukken sıkılmazdık. Çarşıdan satın alınan hiç oyuncağımız olmadı diyebilirim. Kendi oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. İşte değnekten atımız, tahtadan kılcımız, telden arabamız,
Çam ağacının kabuklarından kayıklarımız, kendi imalatımız olan uçurtmalarımız vardı. Parayla sadece topaç, gülle bir de plastik top alırdık. Ama oynadığımız oyunlar o kadar çoktu ki mevsimine göre oyunlarımız da değişirdi. Bu oyunların tamamı ekiple oynanırdı yani arkadaşlarla. Sadece damayı iki kişiyle oynardık. Saklambaç, yakan top, kale yıkmaç, birdirbir, körebe, anneane saat kaç, mendil kapmaca, uzuneşek, topaç, gülle, daire, çivi saplama, çember çevirme, uçurtma, top oynama daha neler neler…
Tabi o zamanlar bu kadar binalar, apartmanlar yoktu. Geniş alanlar, mahalleler, sokaklar, bahçeli evler vardı. Ağaçlar vardı. Başımızı kaldırdığımızda gökyüzünü görebilirdik, bulutlardan atlar yapardık, geceleri yıldızları sayardık, kuş avlardık, köpekler bizi kovalardı.
Ağaçlara tırmanırdık, koşardık, düşerdik, terlerdik, yorulurduk, acıkırdık, susardık, yazın denize giderdik, portakal çiçeklerinden kolyeler yapardık. Okula servisle değil yürüyerek giderdik. Ezan seslerini duyardık, bazen sala okunur ürperirdik. Yağmurda ıslanırdık. Çiçekleri tanırdık onlar bizi tanırdı. Hayatı bilir ve yaşardık vesselam.
Ya şimdi, binalar çoğaldı toprak azaldı, gökyüzü küçüldü, ay ve yıldızlar görünmez oldu.
Kuşlar göç etti, çocuklar yalnız kaldı. Arkadaşsız kaldı. Oyuncakları çoğaldı. Bilgisayarda oyunlar fazlalaştı. Televizyon da dizi filimler çizgi filimler çoğaldı. Reklâmlar çoğaldı. Sınavlar çoğaldı, stessler çoğaldı. Her şeyler çoğaldı. Her şeylere sahip olundu. Tatminsizlik arttı. Sıkılganlık arttı. Sıkılganlık artıkça çocukluk bitiyor.
İşte ‘Oyuncaksız oyun’ çocukluğun bitmemesi için yazılmış bir öyküdür. Bu öykünün kısa metrajlı bir çocuk filmi olabileceğini düşünüyorum.
Çocuk edebiyatın da dini duyarlılık söz konusu olduğunda neler söylenebilir?
“ Çocuk edebiyatında bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde çocuk ve Allah teması işlenmiştir. Çocuk ve Allah, Çocuk edebiyatındaki dini temayülün en kuvvetli en önemli basamağıdır.” diyorsunuz. Niçin böyledir.
Bunun fıtrat gereği böyle olduğunu düşünüyorum, çünkü Allah vardır ve o bütün kâinatı kuşatmıştır. Allah insanı en güzel surette yaratmıştır. Kendinden bir şeyler katmıştır. Biz Allahtan uzaklaşabiliriz ama o bize şahdamarımızdan daha yakın. Şairlerin daha doğrusu sanatçılar ve çocukların her zaman Allaha daha yakın olduklarını düşünüyorum.
Türkçe çocuk edebiyatında dini bakış açısının belirginlik kazanması açısından neler yapmak gerekir, yani hem teorik hem pratik açısından sormak istiyorum?
Din hayatı kuşatan bir olgudur bundan kaçmamız mümkün değil. Kuşları, çiçekleri, ayı, yıldızı, dağları, anneyi yazın işte bunların tamamı yüce yaratıcın var ettiği şeylerdir. Doğayı yaratan odur. Şekil nizam veren odur. Terbiye eden odur. Hal böyle olunca yaptığımız edebiyatın sanatın ve dahi tüm işlerin bir temele dayanması gerekmiyor mu? Evet, bir temele dayanması gerekiyor. Yani ‘Kırk Yağmur Damlası’ndaki hadisleri çıkardığınızda o şiirler dayanaksız ve temelsiz değil ki. Bir şeylere işaret ediyor çocuk diliyle. Bu işin teoriğiyse, bunu yaşamak bu işin pratiğidir. Mesela yağmur yağarken çocuklarımı çağırır onlarla beraber yağmuru seyrederiz. Bir bulut kümesi gördüğümüzde hayranlıkla onu bakarız. Çünkü yağan bir yağmur şiiri var ve gökyüzünde, asılı duran bir bulut resmi. Bunu çocuklara yaşatmamız gerekir. Sadece çocuk edebiyatı yapmak değil ki amacımız. Hayata tekabül etmeyen sanat sanat mıdır? Edebiyat edebiyat mıdır?
Çocuklar için yazma yazmayı deneme sürecinde. Olmazsa olmaz diye düşündüğümüz. İlk üç unsur nedir?
Çocukları aptal yerine koyan, onları küçümseyen, onlara bilgiçlik taslayan metinler hep canımı sıkmıştır. Eminim çocuklar da pek hoşlanmıyorlardır bu tür metinlerden. Çocuklar için yazmaya başladığımdan bu yana hep onların dilini kullanmaya çalıştım. Fazla teferruata girmeden, sözü dolandırmadan, eğip bükmeden, içten ve yalın bir söyleyişle bir çırpıda söylemeye ve yazmaya çalıştım. Bu nedenle gerek şiirlerim gerekse öykü ve denemelerim kısa metinlerden oluşur. Az sözle çok şey anlatma kaygısını her zaman taşımışımdır.
Çocuklar, Mustafa Ökkeş Evren adını başka esrelerde de kanıksayacaklar mı?
İnşallah. Bu kitap bizim için bir başlangıç diyebilirim. Ardından Naribik isimli hikaye salıncak yayınlarından çıkmak üzere. Bir şiir ve bir deneme kitabı yayınlanmaya hazır durumda. Ayrıca birkaç proje dosyanın da çalışmaları devam etmektedir.
Söyleşi için teşekkürler.
Ben teşekkür ederim
Ümran Dergisi-Şubat 2007
