Bazı kitaplar vardır. Dimağınızda bıraktığı tadı daha iyi anlayabilmek için tekrar tekrar okur, daha derinine nüfuz etmek için anlamak cinlerini seferber edersiniz. Merhum Zarifoğlu’ nun Yürekdede ile Padişah’ ı işte böyle bir kitap. İki sevimli ihtiyarın mütevazı hayatlarının anlatıldığı, kadim geçmişimize sık sık ince göndermeler yapan bu güzide masalın günümüz çocuğuna nerdeyse hiç anlatılmayan; ya da yanlış anlatılan kültür mirasımızın gerçek nüvelerini işaret etmesi bakımından masal dünyamızda farklı bir yerde durduğuna inanıyorum .
Cahit Zarifoğlu’nun her masal kitabını bir değerle eşleştirsek Yürekdede’nin payına muhabbet ve nezaket düşer herhalde. Sade ve ritmik anlatımıyla dikkat çeken masal, kainatın özünde varolan muhabbetin masalıdır adeta. Olaylar Kaf dağında değil hemen yanı başımızda, herhangi bir dağda yaşanır; ama bir çift güzel söze bir sevgiye satın alınmayacak şey yoktur bu dünyada. Mucip olana duyulan sarsılmaz güven, karşılığını en güzel şekilde bulur ve yüreği sultanlar kadar zengin Yürekdede’ye Allah, cihan padişahını misafir olarak gönderir. Neden Yürekdede denmiştir bu piri faniye anlarsınız, ve hiç şaşmazsınız bu iddialı isme.
Kötüsüz bir masaldır Yürekdede. Klasik masaldaki gibi kötünün karşısına iyiyi koymadan salt iyiyi anlatır. Kitapta büyücüler, peri anneler, iyilik perileri yoktur ama her şeyin masallar kadar büyülü olduğu zamanlara yolculuk vardır. Yaratılanın şahsında yaratanı yeniden hayret ve muhabbetle kucaklayan bakışın bir başka sihre ihtiyacı yoktur çünkü . Yeryüzünde garip bir yolcu gibi olunması gerektir ve onda hiç bilmediğimiz hazineler saklıdır
“Hep aynı hayat hep aynı göç. Fakat ne bıkkınlık doğmuş içlerinde. Ne bir değişiklik olmuş dünyaya bakışlarında.
Ancak hep kemal bulmuşlar, yücelmişler.” İfadelerindeki aşkın bakışın yanında sık sık iki mütevazi ihtiyarın muhabbet dolu diyaloglarına şahit olursunuz.
İlkin biri hastalandı sonra öteki kader kısmet işte.
- Hatun ne dersin, yarın çıkalım mı yola? Diye sordu Yürek Hasan.
- Beyciğim , dedi Ayşe Nine. Sen nasıl emreder, nasıl münasip görürsen, benim için güzel olan o.
- Sultanım o ne biçim lakırdı, sen ne arzu edersen benim arzum da o.
- Allah ömrünü hayırlı etsin beyim efendim, ben de arzu ne gezer, ben sana uydum, senin ağzına bakarım…
Bazen de öyle sorualar sorar, sorgular ki; sen de onun bu çocuksu hayretine ister istemez katılırsın.“Nasıl uyanırmış o zaman dağ başlarında insanlar daha güneş doğmadan. Bir saat yok. Bir çalan saat yok. Bir uyandıran, bir nöbetçi yok. Güneş, bir doğar yatsıdan beş saat sonra, bir doğar on saat sonra. Mevsimden mevsime değişir güneşin doğuşu. Hani değişmese dersin ki alıştı mı vücut belli bir saatte uyanmaya hep uyanır. Ancak güneş bir mevsim doğar saat dörtte, bir mevsim ancak zoru zoruna sekiz buçukta. Her sabah güneşin doğmasına bir sat kadar kala Yürekdede açarmış gözlerini…” Sabah namazına kalkalım çocuklar deyip parmağını sallamaz çocukların ve tabi büyüklerin suratına. Usta bir masal anlatıcısının durması gereken yerde durur; hayret makamında. Naz makamıysa hep Ayşe Nine’ nindir.
“Ayşe nine rahatlıkla uyur, uyanmazmış ondan önce. İllaki kendisini Yürekdede uyandıracak da sevaba nail olacak”
Misafire ikram ve Müslüman Anadolu insanının misafirperverliği Yürekdede vücut bulur adeta.“Çorba kaşık kaşık bismillah bismillah diye diye içilmiş sanki çorbanın canı var, sanki döksen incinir, sahanda bıraksan gücenir.” Cahit Zarifoğlu’nun Çocuklara bilgiden önce kazandırılması gereken değerlerden nezaket, kadirbilirlik, muhabbet, kanaat, doğruluk…gibi hayati değerleri anlattığı bu eseri masalları içinde pedagojik incelemeye en uygun olanıdır. Sade ve şiirsel ritmik dili, diyalogların ve kelimelerin anlaşılır ve sürükleyici olması, merak uyandıran çocuksu ifadelere fazlaca yer vermiş olması buna gerekçe olarak gösterilebilir.
Sümeyra Solmaz

Yazınızdan çok faydalandım. Acaba bu yazıyı alıntılayabilir miyiz, sorun olur mu?