Ana akım sinema çocukla çocuk oluyor. Çocuk-ergen izleyici kitlesinin verimini keşfeden Hollywood, bir hayli sıkıcı yetişkin filminin yanı sıra gerçekten eğlenceli çocuk filmlerine önem veriyor; beyazperdede çocuk kahramanlar cirit atıyor. Fazla söze ne gerek? Harry Potter’ı canlandıran Daniel Radcliffe’in namı ağabeylerinkine beş basıyor diyelim, olsun bitsin.
Çocuk kahramanların dünyayı kurtardıkları pek çok filmin yolu şu aralar sinemalarımızdan geçiyor. Bu yol yetişkinler için sıkıcı diyarlara açılıyor olabilir ama anlaşılan çocukları durumdan memnun. Sonuçta Hollywood son yıllarda bilet kestirme konusunda kendi çapında bir merhem üretmiş: Çocukla çocuk olarak…
Farkındasınızdır, epeydir amiyane tabirle ‘çoluk çocuk filmleri’ diye nitelendirebileceğimiz filmlerin sayısı artmış durumda. Bu yeni bir şey değil elbet, daha 1970’lerden beri, “Yıldız Savaşları” veya “E.T.” gibi ‘sanatsal eğlencelikler’ nedeniyle izleyicinin yaş ortalaması günden güne düşüyor. Efektler artıp öyküler birbirini tekrar ettikçe yetişkin izleyici de salonlardan ev sinemalarına kayıyorlar. Aslında tüm bu ‘yeniden çevrim’ modasının arkasında bile izleyici yaşının düşmesi yatıyor. Hollywood’un tüm amacı, eski klasikleri keşfetme fırsatı olmamış yeni kuşaklara taptaze bir paketle yeniden sunmak. Bu arada tabii işin yalnızca ‘eğlencelik’ kısmı kalıyor.
Neyse, dağılmayalım, konumuz izleyici yaşının düşmesiyle birlikte Amerikan film stüdyolarının da ürettikleri yapıtların içine çocuk kahramanları birer ikişer sızdırmaya başlamaları. 90’larla birlikte başlayan bu eğilim, son yıllarda iyiden iyiye hız kazanmış durumda. 10 yaşını devirmemiş, normal şartlarda kendi tırnağını bile kesmekte zorlanacak bir çocuğun dünyayı kurtarması artık işten bile değil. Oysa bu görevi eskiden Süpermen, Batman gibi kostümlü yetişkinler yerine getirmiyor muydu? Kuşkusuz onlar da tümden sahneyi terk etmiş değiller, ama gene de sinema salonlarında artık küçük yaşta muadilleriyle de rekabet etmek zorundalar, gerçek olan bu.
Kutu Kutu Pense…
Bu hafta vizyona giren “The Last Mimzy / Sihirli Kutu”yu ele alalım. Babasının iş temposundan, annelerinin ise muhtemelen sıkıcılığından dolayı sürekli beraber vakit geçiren iki kardeşin hikayesini anlatıyor film. Yazlık evlerinin bulunduğu sahilde bir kutu dolusu ‘oyuncak’ bulan afacanlar, hadiseyi kurcaladıkça kutudaki taş ve tavşancıkların aslında insanüstü güçler taşıdığını keşfediyorlar. Halbuki kutudakiler, yaklaşık yüzyıl gelecekten bizzat insanoğlu tarafından, yine insanlığın soyunun kurumasını önlemek üzere gönderilmiştir.
Peki komşusunun anasından emdiği sütü burnundan getiren Afacan Dennis tipi haşarı çocuklarından, çeşitli tehlikelerle kuşatılmış gezegenimizi kurtarmayı vazife bilmiş ‘büyümüş de küçülmüş’ bu gözükara veletlere nasıl geldik? Açıkçası fitilin ateşlendiği yeri kestirmek güç. Steven Spielberg gibi çocuk ruhlu bir ustanın açtığı bir yol bu (iki harf yeter herhalde: “E.T.”), ondan şüphemiz yok, ama bu hadise kaşla göz arasında nasıl böylesine popüler oldu, orası meçhul.
1995 tarihli “Jumanji”yi hatırlıyor musunuz? Hani iki çocuk gene bir ‘karton oyunu’ buluyorlar, zarları atıp taşlarını ilerlettiklerinde ise evlerinin gergedan ve aslanlarla tıkabasa dolu bir ‘milli park’a dönüşmelerine engel olamıyorlardı. Kimbilir, belki de fitilin ateşlendiği tarih o günlere kadar uzanıyordur. O kadar geriye gitmeye gerek yok. Çocukların gemi azıya almaları için 2000’leri beklememiz gerekecekti. “Narnia Günlükleri” serisinin ilk filmini, hatta ana kahramanı Hobbitlerin küçük çocuklardan farksızlığını göz önüne aldığımızda “Yüzüklerin Efendisi” serisini de bu eğilimin bir parçası olarak kabul edebiliriz.
…Elmayı Yense…
“Narnia Günlükleri: Aslan, Cadı ve Dolap”ta ikisi kız olan dört kardeşin Narnia evrenine açılan dolaptan geçip orada birer kurtarıcı/kahramana dönüşmelerini izlemiştik. Gezegenimizi olmasa da, alternatif evrenleri de kurtarmak, hatta gerçek hayattan bir hayli uzaktaki o diyarlarda küçük çaplı bir monarşi kurmak bile mümkün olabiliyor demek ki çocuklar için (Filmin sonunda dört kardeş de görkemli bir törenle taç giyiyorlardı).
Hobbitlerin çocuksulukları ise başka bir âlem. İçlerinden bir tanesi -Frodo- Orta Dünya’nın kaderini deyimin her iki anlamıyla da elinde bulunduruyor: Kem gözlü Sauron’un eline kesinlikle geçmemesi gereken güç yüzüğü destansı bir yolculuk sonunda Mordor’daki yanardağın içine atılmak zorunda. Eh, Tolkien’in fantastik evreni Orta Dünya, varlığını büyük ölçüde Frodo’nun yaptığı bu meşakkatli fedakarlığa borçlu.
…Arkadaşım Harry Arkasını Dönse!
Gelgelelim, son yılların en popüler çocuk kahramanı hiç kuşku yok ki Harry Potter. Gerçi artık beşinci filmi bekliyoruz, bu zaman zarfında Harry’yle birlikte onu canlandıran Daniel Radcliffe koca eşek oldu ama gene de yazar J.K. Rowling’le birlikte Hollywood’a epeyce para kazandıran bu temiz yüzlü velet sadece son yılların değil, sinema tarihinin en popüler çocuk kahramanı. Hikaye malumunuz, akrabalarında sığıntı olarak yaşayan küçük bir yeniyetme kendisini aniden Hogwarts adında bir ‘sihir okulu’nda bulur. Orada ‘ortaöğretim başarı puanı’ gibi stresli meşgalelerden muaf, tek derdi usta bir büyücü olmaktır. Acaba Harry’nin kep fırlatma törenine daha kaç film var, diyenlere sadece yolu yarıladığımızı hatırlatmakla yetineceğim.
Robert Rodriguez’in yarattığı “Spy Kids” serisine hiç değinmeyelim. Bu seri de çocuk kahramanları böylesine popüler kılan işlerden biri olmuştu. Filmdeki çocukların amacı kötü adamlardan dünyayı kurtarmaktı (aman ne orijinal!). Ne yazık ki, yetişkinleri yok sayan, sadece kendi yaşı değil, zeka yaşı da bir hayli düşük bir seridir bu. Evet, bunların yanında son yıllarda mantar gibi biten 3 boyutlu animasyonları da eklediğimizde epey bir yekûn tutuyor. Yeni yetişmekte olan kuşaklar bu filmlerden hoşnut olsa gerek. Sonuçta çocuk olmak fantezi kurmak demek… Umarız bu furya ‘eski toprak’ izleyiciyi salonlardan kaçırtmaz!
BURÇİN S. YALÇIN-Zaman Gençlik-S27