Siz Mavibulut Yayınları’nın editörüsünüz. Kitaptan anlarsınız. Şimdi size soralım: Bir gün ansızın babamız kapıyı çalıyor ve bize inanılmaz güzellikte bir kütüphane getiriyor. Ve diyor ki, kütüphanen bu. Şimdi sen bu kütüphaneye neler koymak istiyorsan, nelerle tamamlamak istiyorsan söyle onları koyalım. Yani, kütüphanesi olan ve o kütüphaneye güzel kitaplar koymak isteyen okuyucularımız hangi kitaplarla başlayacak önce?
- Bundan 20 yıl önce bir kitap fuarında, bir çocuk geldi… Annesiyle babası vardı galiba yanında. Bir şey istiyor ama ne istediğini anlatamıyor. Sıkıntı içinde böyle ellerini kollarını sallıyor. “Şey istiyorum” diyor. Kitap istiyor tabii de, nasıl bir kitap istediğini anlatmaya çalışıyor. “Yani,” dedi. “İçinde…” dedi durdu. “İçinde her şey olsun!”
Ve o gün ben karar verdim, içinde her şey olan kitaplar yapmaya.
-O halde, kütüphanemize girecek ilk kitap olsun, içinde her şey olan kitap.
- Zaman geçtikçe insan daha gerçekçi oluyor. İçinde her şey olan bir kitap belki zor ama içinde her türlü kitap olan bir kütüphane olabilir. Ama her kitap da çok geniş. Ne olabilir mesela…
- Bence, ansiklopedilerle başlayabiliriz.
- Ansiklopedileri ciddiye almak zorundayız. Hem öğrenciyiz, hem merak ettiğimiz şeylerin özetlerini bulabiliriz orada. Ülkemizin güzelliklerini anlatan, dünyanın her köşesinden haber veren ama dilleri güzel, içlerinde çocuklara dönerek yazılmış iyi maddelerin olduğu kocaman bir ansiklopedi olmalı kütüphanemizde.
- Bol resimli belki. Ansiklopedilerle başlanabilir.
Hep edebiyatla başlanır ya…
- Ansiklopedi olmalı. Masal olmalı. Ansiklopediden sonra masal geliyor benim aklıma. Hatırlıyorum, resimli bilgi ansiklopedilerini çocukluğumda masal gibi okumuştum. Çünkü babam geç kaldığım için birkaç fasikül halinde almıştı ansiklopedileri. Haydi, başla okumaya dedi. Tabii sonradan öğrendim ki, ansiklopediler öyle masal gibi okunmaz. Alfabetik, harf sırasına göre konular, merak ettiğini açar okursun. O zaman da, babamın iş yerindeydim, ta Mahmutpaşa’da, sıkılıyordum tabii akşama kadar. Ansiklopediyi aldım baştan sona okumaya başladım…
- Peki, ansiklopedilerimiz var, kütüphanemizin vazgeçilmezlerinden, ne kadar ileri gidersek, gidelim, ne kadar makinelerle hayatımız donatılırsa donatılsın demek ki masallar başucumuzda hep duracak.
- Benim depremci bir profesör arkadaşım var. Çok yakın bir arkadaşım. Büyük bir kütüphanesi var, evi kütüphane gibi zaten. Beni bir gün kütüphanesine, evine davet etmişti. Yemekten önce miydi, sonra mıydı kütüphanesini gezdirirken… Bilimsel kitapların arasında jeolojiyle ilgili, depremle ilgili her dilden kitaplardan oluşan bir kitaplık… Dolaşırken rafların arasında Çin masallarından oluşan bir raf gördüm, İngilizceydi sanırım. Dedim ki herhalde bunlar yanlışlıkla buraya konmuş. Çünkü bilimsel kitapların, jeoloji kitaplarının arasında Çin masallarının işi ne dedim. “Hayır” dedi, ‘onlar tam olması gereken yerde’ dedi. Muzip de bir kişi. ‘Nasıl yani’ dedim, ‘bunlar masal, seninkiler jeoloji kitapları.’ “Hayır” dedi, ‘tam olması gereken yerde. Çünkü dedi, biz masalları okuyoruz, dedi. Ve diyelim, masalda şöyle bir bölüm var: “Ve yer yarıldı yerin içinden ateşler çıktı ya da yedi başlı ağzından ateşler saçan ejderha çıktı.” Biz dedi, o masalda geçen bölümün gerçekte bir karşılığı olduğunu keşfetmeye çalışıyoruz ve çoğu zaman da buluyoruz. Bu açıdan masallar bizim için en değerli bilim kitapları kadar değerli hale geliyor.
- Peki, masallarla ilgili rafımızı genişlettik. Neler olabilir? Binbir Gece Masalları’nı bir kere başucuna koymalıyız. Sonra dünyanın batısında da anlatılmış masallar var.
- Masalları şöyle düşünmek lazım. İlla ki bir ülkede olmak zorunda değil. Toplulukların masalları var. Ve bunlar birbirleriyle çok örtüşüyor. Örneğin; Çizmeli Kedi, 16. yüzyıl. Ama bizim masallarımız arasında da Çizmeli Kedi’ye benzeyen masallar var. Örneğin 1950′li yıllardan birinde çıkmış bir çocuk kitabı görmüştüm. Resimli çocuk kitabında olay şöyle: Bir adamın evi dar geliyormuş. Arkadaşına yakınmış evim dar geliyor diye. Arkadaşı demiş ki, eve keçiyi de al demiş. Keçiyi de almış. Ertesi gün demiş ki, ev daha da dar geliyor. Eşeği de eve al demiş. Bu hikâyeyi, yani Nasreddin Hoca fıkrasını bilirsiniz. Birbirini izler gider. Ve sonunda eve koyunlar, keçiler, büyükbaş hayvanlar gibi bütün hayvanları aldırmış. Sonra adam tekrar gider “Ya senin her dediğini dinledim, ama daha kötü oldu demiş. Ne yapayım şimdi?” Arkadaşı, ona hepsini dışarı çıkar der. Adam hepsini dışarı çıkarır ve rahatlar. Oh der, evim ne kadar genişmiş. Benzer insanlık durumları, benzer şeyler her yerde ortaya çıkabiliyor. Her yerde gölden farklı amaçlarla yararlanmak isteyen insanlar olabiliyor.
-O zaman demek ki, babamızın aldığı o büyük kütüphanenin en alt kısma ağır olduğu için ansiklopedileri koyarken, en üste de baş tacı yaptığımız masal kitaplarını sıralayabiliriz. Ya sonra?
- Tür olarak şiir konabilir ya da başka bir şey ama, masallarda olaylar hep geçmişle ilgilidir. Yaşanan şeyler ne kadar sürükleyici olursa olsun onların yaşanıp bittiğini var sayarız. Çünkü geçmiş zamandır.
- Bir de olağanüstü güzeldir masallar.
- Tabii… Ben şunu koyardım masallardan hemen sonraya, madem bu denli heyecanlı şeyler yaşanabiliyor bu dünyada, o zaman ben de yaşayabilirim derim ve macera kitapları koyardım. Özellikle bir erkek çocuk olarak. Yani macera aslında bize şunu veriyor mesela bizim yapamayacağımız şeyleri bir ağaçtan bir ağaca, Tarzan gibi bir sarmaşığa tutunup geçmek gibi… Ben onu okurken çocukken, aslında orada uçan benim. Tarzan benim veya Örümcek Adam benim, veya macerayı yaşayan Tenten benim. Veya başka macera kitaplarındaki kahraman benim. Yani gerçek hayatta yapamadığım şeyi, yapmama izin verilmeyen şeyleri yapıyorum. Kas gücümün yetmediği şeyleri yapıyorum, cesaretimin yetmediği şeyleri yapıyorum. Ve bunları yaptığımda güçlü kasları olan, cesareti olan, her şeye izni olan biri oluyorum. Dolayısıyla maceralar bana bu heyecanımı karşılayacak malzemeyi veriyor. Macerayı yaşayan kahraman ne yaşıyorsa ben de onu yaşıyorum. Evet, günümüzde artık belki Afrika’nın keşfedilmemiş yeri kalmadığı için keşif macera türü yaşayamıyoruz, ama öte taraftan bazen hemen yanımızdaki kasabanın arkasındaki koruluğa hiç gitmediğimizi düşünürsek maceranın her yerde ve her zaman var olduğunu görürüz.
- Ansiklopediler, masal kitapları, sonra macera kitapları güzel bir çözümleme. Kütüphanemiz zenginleşiyor. Ya ders kitapları! Onları da kütüphaneye koyalım mı?
- Hayır… Ansiklopediler var zaten.
- Onları her yıl okuyup geçiriyoruz. Onları ayrı bir yere koyuyoruz.
- Bir de ödevler var ders kitaplarının içinde, ama ansiklopedide merak edilenler var. Ben merak ettiğim için açıp okuyorum ansiklopediyi. Ders kitabında belli bir program var ve ben merak etmesem de öğrenmek zorunda kalıyorum.
- Ders kitaplarını koymadık. Sonra?..
- Şimdi iki alan daha kaldı benim için. Biri macerayla iç içe olan. Biri dilsel macera, dilin bende uyandırdığı macera. Ve bunu şiirle hissedebilirim, yaşayabilirim ve bunun macerasının tadına varabilirim. Çünkü şiir benim günlük hayatta söylediğim şeyleri daha az sözle söylememi ve o söylediğim sözden müzikal bir tat almamı sağlıyor. O yüzden hemen altına ya da macerayla masalın arasına veya maceradan da hemen sonraya şiirleri koyardım. Ve son olarak da kelimelerle oynamayı severdim çocukken.
- Daha çok şiirleri ezberlemeyi seviyoruz. Duygularımızı kanatlandırıyor şiir.
-Haklısınız. Şiirin verdiği duygular var ve duygular bizi insanlara götürüyor. İnsanlar dediğim zaman da tıpkı o arka bahçedeki hiç eşelemediğim çalılıkların arası gibi, eşelemediğim insanlar var. Arkadaşlarım var, arkadaşlarımın belli durumdaki bana sunduğu davranış biçimleri var. Belli durumlarda kendi içimde uyanan duygular var. Arkadaşımın bir başarısını kıskanıyorum, neden kıskanıyorum. Dolayısıyla bundan sonra belki kendimi tanımamı sağlayan kitaplar bana yardımcı olabilir. Ben hangi durumlarda neden öyle davranıyorum. Arkadaşımı neden kıskanıyorum?
Yusuf Çağlar-Zaman Arkadaşım-S-205