Çocukların edebiyat eserlerinden vazgeçebileceklerini düşünmek ve çağımızın endüstriyel ve teknolojik gelişmeleri karşısında kitaba karşı ilgilerinin azalacağına ilişkin görüşler ileri sürmek çocuk gerçeğini görmezlikten gelmektir. Normal bir büyüme ve gelişme gösteren çocuğun doğal ihtiyaçları yanında birtakım ruhsal ihtiyaçları da vardır ki bunlar çocuklar var olduğu sürece değişmeyecektir. İşte bu ihtiyacın karşılanmasında sözlü ve yazılı eserlerin payı büyüktür. Çocuk edebiyatı bu amaçla oluşturulmuş bir edebiyattır. Bunun yanında çocuklar için ayrı bir edebiyatın varlığını kabul etmeyenler de olmuştur. Bunu kabul etmenin çocuğu insandan ayrı bir yaratık saymak anlamına geleceğini, çocukların da yetişkinler için yazılmış eserlerden faydalanabileceğini öne sürmüşlerdir. Çocuklara gelişimlerine uygun bir eser verirken bunu epistemolojik olduğu kadar olduğu kadar estetik kaygılarla yola çıkarak yapmak ve verilmek istenen bilgiyi sezdirmeden vermek bugün çok fazla kullanılmayan fakat gerekli olan bir yöntemdir.bilgi aktarma ve eldeki malzemeyi kullanma telaşı özellikle dini adı altında yayınlanan çocuk kitaplarında bir çok problemi beraberinde getirmektedir. Eğitsel kaygıların eserin estetik boyutunu yok etmemesi gerektiği gerçeği sürekli göz ardı edilmektedir. İyi niyetle yola çıkılmış ama kötü sonuçlar doğurmuş bir çok yayın olduğu gibi; tamamen tüccar zihniyetiyle yola çıkılıp niteliği değil niceliği önceleyen girişimlerin olması oldukça üzücüdür. Çocuğu ciddiye almayan yaygın zihniyetten duyduğum rahatsızlık beni bu rahatsızlığı paylaşan ve çocuklar için iyi şeyler yapma kaygısı ve sorumluluğuyla yola çıkıp bu anlamda eserler vermiş çocuk edebiyatı ürünleri arayışına itti. Bu anlamda çalışmamda üzerinde duracağım isim olan Cahit Zarifoğlu’nda böyle bir kaygı ve sorumluluk duygusunun yankılarını buldum. İçerisinde pedagojik disiplinle eleştiriye tabi tutulacak yönler barındırmasına karşılık bu eserlerin çocuklarca ve yetişkinlerce de okunması gerektiğini düşünüyorum. Bugün çocukların sürekli karşı karşıya kaldığı- maruz kaldığı mı demeliydim- dijital ve görsel yönden oldukça cazip ve özendirici bu popüler kültüre karşı; duyarlık sahibi inanan insanların uyanık olması; çocuklarını ve ailelerini koruması gerektiğini düşünüyorum. Geleneği yadsımadan; ama Hz.Ali efendimizin de söylediği gibi çağın şartlarına uygun çocuk yetiştirmek hepimizin temel kaygısı olmalıdır.
Neden Zarifoğlu sorusunun cevabını onun cümleleriyle daha iyi anlayabiliriz sanırım: “Aşağılık duygusu, yani durmadan özenilen ve gerek politikacılarımızın, devlet adamlarımızın ağzıyla durmadan özendirildiğimiz Avrupalı insan, Amerikalı insan… Onların karşısında sürekli aşağılanıyorduk. Ve aşağılana aşağılana hepimizde o kompleks oluşuyordu. Yani insanlarımız yavrularını daha minicikken ruhu batılı insanların kölesi haline getiriyorlardı. Buna taa baştan gizli bir bilinçle karşı koymaktaydım.” Bu kadar net bir gerekçe ve sorumluluk duygusu onda doğrudan ideolojik empoze ve dini anlatı şeklinde ortaya çıkmaz. Masallarında rastlanan dini unsurlar onun hayata bakışından, yaşayışından yazdıklarına yansıyan ışıklardır.bu yüzden zorlama kalıpsal ifadelere rastlanamaz.bir başka söyleşide neden çocuklar sorusuna şöyle cevap verir. “ Çocuklarla dostluk aslında bir kaçıştı benim için. Sanırım realite, iş hayatındaki daha da çok politik hayattaki acılıklar acımasızlıklar, bağnazlıklar, iş hayatındaki yolsuzluklar, şunlar bunlardan hep ürktüm. Hep o bozulmadan bir yerlerde durduğunu vehmettiğim safiyeti , peygamberimiz (s.a.s )’ in müminlere ve tüm insanlara emrettiği hasletleri gözü pekliği, doğruluğu , inceliği bulmaya çalıştım. Onun özünü bulmak istedim. Böyle belki gözü kapalı, gerçek dışı bir çalışmayla. Sanırım olmadı, anlatamadım.”*
*C.Zarifoğlu, Konuşmalar, Beyan yayınları
Sümeyra Solmaz